Ormanın hikaye rafından

Bu Kurdele Laf Dinlemez

Yıldız haritasını asmak Miri’nin işi. Kurdelenin ise bambaşka planları var.

Akşam alacasında Kittelfdora Köyü. Dev ağaçların arasında ağaç evler ışıldıyor. Yosunlu bir dalın üstüne uzun gümüş bir kurdele serilmiş, yanında da henüz asılmamış, kıvrılmış yıldız haritası duruyor.
Miri dev meşe ağacının dibinde duruyor. Bir elinde takımyıldızlarla dolu, kıvrılmış yıldız haritası, öbür elinde gümüş kurdele yumağı. Arkasında ağaç evler, ışıklı yuvarlak pencereler, asma köprüler ve mor akşam gökyüzü var.

Bu gece fener gecesiydi.

Yılda bir gece, bütün köy fenerlerini birlikte asar.

Her dala, her köprüye, her pencereye.

Miri'nin işi yıldız haritasıydı. Hepsinin en büyüğü.

Harita, hava kararmadan yukarı çıkmalıydı.

Miri kocaman meşenin tepesine bakıyor, aklında planı var. Bu sırada uzun gümüş kurdele sessizce elinden kayıp yosunun üstüne dolana dolana iniyor, Miri hiç fark etmiyor.

Miri'nin iki eli vardı, bir de upuzun gümüş bir kurdele.

"Ben kendim yaparım," dedi Miri.

Kurdele çoktan elinden kayıyordu.

Miri yere oturdu ve bir plan yaptı.

Miri elindeki küçük listeyi okuyor. Ağacın gövdesine tahta bir merdiven dayalı, ayaklarının dibinde kurdele halka halka duruyor. Sağ tarafta, tahta köprünün kenarına oturmuş Ori elinde parlayan bir fener kavanozu tutuyor.

Miri'nin planı üç adımdı. Planını iki kez okudu.

Bir: kurdeleyi bağla.

İki: merdivene çık.

Üç: haritayı as, hem de dümdüz.

(Aramızda kalsın: bu plan hoşuma gitti. Sen birinci adıma dikkat et.)

Ori tahta köprünün üstünde bağdaş kurmuş, elindeki fener kavanozunu siliyor. Yanında, köprü boyunca bitmiş kavanozlar ışıl ışıl sıra sıra dizili.

Aşağıda, köprüde Ori'nin de bir işi vardı.

Köydeki bütün fener kavanozları parlatılacaktı.

Ori kavanozlarını siliyor, birer birer yan yana diziyordu.

Bir yandan da mırıldanıyordu.

Miri'nin elleri yosunun üstünden kocaman, gevşek bir gümüş kurdele yumağını kaldırıyor. Yüzü yumağın üstüne eğilmiş, başlamak için sabırsız.

Yıldız haritası asmak için kurdelenin iki ucu da bağlanır.

Bir ucu haritaya, öbür ucu dala.

Miri kurdeleyi eline aldı ve ilk ucunu buldu.

Fişt.

Miri merdivenin tepesinde, yosunlu bir dala uzanıp kurdeleyi bağlıyor. Dilini çıkarmış, işine iyice odaklanmış. Aynı kurdele çoktan kendi bileğine dolanmış ama Miri farkında değil.

Miri kurdelenin bir ucunu haritaya bağladı.

Öbür ucunu dala bağladı.

Sonra bir de kendi bileğine bağladı.

Bu sonuncusu planda yoktu.

Fişt.

Miri kendi bileğine bakıyor, şaşkın şaşkın gözlerini kırpıştırıyor. Yanındaki tahta merdivenin ucunda minik, rengarenk kabuklu bir böcek oturmuş onu izliyor. Yıldız haritası önündeki yosunlu dalın üstüne serilmiş duruyor.

Miri kurdeleyi çekti. Harita bir parmak yükseldi.

Sonra bileği de yukarı gitti ve harita geri indi.

"Ben kendim yaparım," dedi Miri. "Ben kendim yapabilirim."

Minik bir böcek izlemeye geldi.

Miri bileğine hiç bakmadı.

Miri dalın üstünde dimdik duruyor. Gümüş kurdele iki kolunun etrafına dolanmış, bir kulağının üstünden de geçmiş. Yüzünde hiç telaş yok, kendinden emin gülümsüyor.

Miri bir daha denedi, bu sefer daha hızlı.

Hızlı çekince havada daha çok kurdele uçuştu.

Kurdele önce bir kolunun etrafına dolandı.

Sonra öbür kolunun. Sonra da yumuşacık bir kulağının.

Fişt. Fişt.

Miri baştan aşağı gümüş kurdeleye sarılmış, meşenin dibinde bir paket gibi duruyor ama hiç istifini bozmadan gülümsüyor. Hemen yanından, tahta köprünün üstünden Ori geçiyor; kucağı ışıl ışıl fener kavanozu dolu, gülerek bir şeyler söylüyor ama gözü kavanozlarında, Miri'ye hiç bakmıyor. Arkada akşam olmuş, ağaç evlerin pencereleri ve dallara asılı fenerler yanmış.

Çabuk, Miri'ye bak! Kurdele dolana dolana onu hediye paketi gibi sarmış.

Evet. Sorun işte bu.

Ori kucak dolusu kavanozla tam yanından geçti.

"Çok güzel olmuş!" diye seslendi. Miri'ye dönüp bakmadı bile.

Miri kurdelenin içinden yavaşça, "Ben kendim yaparım," dedi.

Rüzgar çıkmış. Yıldız haritası kocaman bir yelken gibi havada dalgalanıyor, gümüş kurdele savruluyor, yapraklar uçuşuyor. Miri kurdelenin ucuna asılmış, kahkaha atarak parmak uçlarında yükseliyor.

Sonra rüzgar geldi.

Harita bir yelken gibi şişti, kurdeleyi de peşinden sürükledi.

Kurdele meşenin etrafına dolanmaya başladı. Miri'nin etrafına da.

Miri parmak uçlarında yükseldi.

FİŞT. FİŞT. FOOOŞ.

Miri meşe ağacının gövdesine sarılıp sarmalanmış. Aynı kurdeleyle harita, tahta merdiven ve Miri, hepsi ağaca bağlanmış. Yukarıda, gövdenin üstünde minik böcek keyifle oturuyor. Miri hiç istifini bozmadan gülümsüyor.

Rüzgar dinince meşe ağacına şunlar bağlanmıştı:

bir harita, bir merdiven, bir böcek, bir de Miri.

Miri kulaklarından çizmelerine kadar sarılıp sarmalanmıştı.

Böceğin hiç umurunda değildi. Manzara harikaydı.

"Bu ağaç bunu bile bile yapıyor," dedi Miri.

Akşam pembeye dönmüş, ortalık sessiz. Miri kurdelelerin arasında, ağacın dibinde oturuyor; kulakları yana düşmüş, başı önüne eğik. Yıldız haritası yerde açılmış duruyor. Sağda Ori parlayan bir kavanozu dala asıyor.

Şimdi sessiz kısım geliyor.

Miri çekiştirmeyi bıraktı.

Kulakları yana düştü. Kendi ayaklarına baktı.

Gökyüzü pembeleşmişti. Harita yine yerdeydi.

Ori parmak uçlarında yükselip son parlayan kavanozunu bir dala takıyor. Gözü kavanozda ama yumuşacık kedi kulaklarından biri tamamen arkaya dönmüş, dinliyor.

Bir adım ötede Ori son kavanozunu asıyordu.

Bir yandan mırıldanıyordu.

Kulaklarından biri Miri'ye dönüktü.

Miri'nin yüzü çok yakından. Kocaman mor gözleri, hafifçe aralanmış ağzı. Tam bir şey söylemek üzere. Omzunun üstünden gümüş kurdele kıvrılıp geçiyor.

Miri ağzını açtı. Sonra kapattı.

Sonra bir daha açtı.

"Ori?" dedi. Küçücük bir sesle. "Yardım eder misin?"

(İstersen sen de onunla birlikte fısılda. En kısık sesinle. Yardım eder misin?)

Ori havada, tek bir zıplayışta Miri'ye ulaşıyor. Kocaman gülümsüyor, bir eliyle kurdelenin boştaki ucunu tutmuş, öbür elini havaya kaldırmış. Miri yine ağaca sarılı ama artık o da gülümsüyor. Çevrelerinde ateşböcekleri ve fenerler ışıldıyor.

Ori bir zıplayışta yanındaydı.

"Duydum," dedi Ori. "Benim kulaklarım çok iyidir."

Ne olduğunu sormadı. Miri'ye de gülmedi.

Kurdelenin boştaki ucunu eline aldı.

"İki uç var!" dedi Ori. "Bir sana, bir bana."

Miri ile Ori karşılıklı durmuş, kurdelenin birer ucundan tutuyorlar. Kurdele ilk kez aralarında dümdüz uzanıyor. Arkalarında yıldız haritası kocaman ağacın gövdesinde asılı duruyor.

Miri bir ucundan tuttu, Ori öbür ucundan.

Kurdele ilk kez dümdüz uzandı. Fişt, dedi usulca.

Yıldız haritası yukarı çıktı. Yukarı, yukarı, hem de dümdüz.

"Bütün akşam tek başıma uğraştım," dedi Miri. "Sen bir zıplayışta geldin."

"Sen yardım istedin diye geldim," dedi Ori. "İşte bu kadar."

Gece olmuş, bütün köy yanmış. Ağaçların arasına ipe dizilmiş fener kavanozları parlıyor. Yıldız haritası köprünün üstünde asılı, üst kenarında minik böcek oturuyor. Aşağıda Miri ile Ori yan yana diz çökmüş, kurdeleyi birlikte bağlıyor.

Hava karardığında köydeki bütün fenerler yerini almıştı.

Yıldız haritası köprünün üstünde asılıydı, kurdele onu tutuyordu.

Bir köşesi eğriydi. Böcek oradan hiç inmemişti.

Sonra Ori ilk kavanozu yaktı ve bütün köy birden ışıldadı.

Fener ışığında yan yana diz çökmüş Miri ile Ori yakın planda. Başları birbirine yaslanmış, ikisi de gülümsüyor; son fiyongu birlikte bağlıyorlar. Çevrelerinde ışıl ışıl fener kavanozları, arkalarında dere ve tahta köprü var.

En son düğüm için iki el gerekiyordu, her uçta bir el.

İki el vardı: biri Miri'nin, biri Ori'nin.

"Miri?" dedi Ori. "Kurdeleler rüya görür mü?"

"Görür bence," dedi Miri. "Uzun, dümdüz rüyalar."

"Bir ucunda sen olursun, bir ucunda ben."

Bugün bir şeyi tek başına yapmaya çalıştın mı? Nasıl gitti?

Evinde bir ip bul. Ayakkabı bağcığı da olur, kurdele de.

Bir ucundan sen tut, öbür ucunu birine uzat. Sonra ikiniz birden çekin.

Büyükler için

Yardım istemek küçük bir çocuk için sanıldığından zordur, çoğumuz için de yıllar sonra zor kalmaya devam eder. Miri bu hikayede hemen her şeyi yapabiliyor: planı var, merdiveni var, kurdeleyi nasıl bağlayacağını biliyor. Yapamadığı tek şey bir soru sormak. Ori bütün hikaye boyunca birkaç adım ötede, kendi işini yapıyor; ne oluyor diye bakmıyor, üstüne varmıyor, sadece orada duruyor ve kulağı Miri'ye dönük. Miri soruncaya kadar hiçbir şey düzelmiyor, sorduğu anda ise her şey bir zıplayışta düzeliyor. Bu kitabın anlatmak istediği şey de tam olarak bu: yardım istemek büyük bir iş değil, hikayedeki en küçük iş. Küçüğünüz şu sıralar bir şeyi tek başına taşıyorsa (açılmayan bir fermuar, içine sığmayan kocaman bir duygu, "ben kendim yaparım" diye söz verdiği bir iş), bu hikayeyi birlikte okumak şunu söylemenin yumuşak bir yolu olabilir: istemek göründüğünden çok daha küçük bir şey ve isteyince yardım hemen geliyor.